16 Eylül 2014 Salı

kapalı alanlara sıkışmış hareket özgürlüğü



kapalı mekanların hareket özgürlüğü fena halde sınırlıdır. içinde bulunduğunuz yapının koşularının ve daha vahimi yapının içinde sizinle birlikte yer alan kitlenin sorgusuz kabul ettiği normların esiri olma tehlikesini barındırır. dayanılmaz şekilde yapıyı ve kurallarını sürekli gözetmek zorunda olmak mecburiyetinde bırakılırsınız. şayet dayatılan koşullara uymadığınız takdirde yapının dışına çıkarılma, yalnızlaşma kuşkusuyla, cezalandırılmakla korkutulursunuz. neticede daha önce hiç olmadığı kadar yaralanırsınız. yaralanma fiziki yaralanma gibi sayılı günler dahilinde de olmaz. histerik bir durum alır. hadiseler aleminden hikayeler alemine göçene kadar acılı geçen bir evredir..
bunun için kapalı alan ve gruplardan uzak durmak, özgürlüğü özgür alanlarda aramak, sınıf tarihine, meydanlara, sokaklara, barikatlara göz atmak, diyalektiğin içinde barınan anomiyi, kaosu özümsemeye çalışmak, daha önce denenmemişi, yapılmamışı yapmaya çabalamak gereklidir.
yoksa ne kadar mantık dahilinde de gelse güzel sözler hayatta karşılığı olmayan yayımlarda yer almaya devam ederler.

3 Temmuz 2014 Perşembe

SOMA’DA İMBAT MADENCİLİK’TEN VİCDANLARI YARALAYAN UYGULAMA


Akciğer hastalığına yakalan işçiler işten atıldı!



H. BURAK ÖZ

Soma’da faaliyet gösteren İmbat Madencilik’te yeraltında çalışmaktan akciğer rahatsızlığına yakalanan işçiler işten çıkarıldıklarını söyledi. Şirket yetkilisi, işçilerin psikolojik nedenlerle kendi istekleriyle işten ayrıldığını öne sürdü. İşçiler tepkili

Soma Eynez’de faaliyet gösteren İmbat Madencilik’te, uzun yıllar yeraltında çalışmaktan ötürü akciğer hastalığına yakalanan işçiler işten çıkarıldı. Şirket, işçilerin psikolojik sorunlar yaşadıkları için kendi istekleriyle ayrıldıklarını öne sürdü. İşçiler ise tepkili: “Bizi yıllarca çalıştırıp hastalanınca da bir kenara atıyorlar.”



‘ÇALIŞTIRSALAR ÇALIŞIRDIM’
İmbat Madencilik’te 2008 yılından bu yana çalıştığını söyleyen ve daha önce hiç akciğerlerinden kaynaklı bir rahatsızlık yaşamadığını belirten Hüseyin Satıcı, 18 Haziran’da bir grup arkadaşıyla birlikte işsiz kaldı. Satıcı, “Şirkette her yıl periyodik muayene yapılır. Bu yıl da mayıs ayında muayene yapıldı. Benim çekilen akciğer filmimde sorun tespit edildi. Hastaneye gönderildim. Orada yapılan muayenelerde de bronşite yakalandığım ve düzelme olmayacağı belirtilerek, ‘Yeraltında çalışamaz‘ raporu verildi. Bu rapor üzerine işten çıkarıldım. Çalıştırsalar çalışırdım, kendimi iyi hissediyorum” dedi.


‘YERÜSTÜNDE ÇALIŞTIRSINLAR’
İmbat Madencilik’te 9 yıldır çalışan Hüseyin Porsuk ise “Daha önce hiç sorunum yoktu ama mayıs ayında son yapılan muayenede akciğerimden rahatsız olduğum söylendi. ‘Yeraltında çalışamaz’ raporu verdiler. Şirketten 18 Haziran’da yöneticiler çağırdı. İşyerinden çıkışımı vereceklerini söylediler. Şoktaydım, yerüstünde iş verirler düşüncesiyle tatlılıkla ayrılmak için önüme uzatılan kâğıtları imzaladım. Tazminatımın diğer arkadaşlar gibi 4 ayrı taksit halinde ödenmesini de kabul ettim. Tek isteğim beni yeraltına sokmayacaklarsa, bari yerüstünde görevlendirmeleri. 2 çocuğum var, biri de yolda. İşsiz kalırsam onlara bakamam. Buralarda başka sigortalı iş imkânı yok” şeklinde konuştu.

‘KENDİ İSTEKLERİYLE AYRILDILAR’
Konuyla ilgili görüştüğümüz İmbat Madencilik’ten kendisini Personel Şefi olarak tanıtan ve soy ismini vermeyen Erdinç adlı kişi ise iddiaları reddetti. Yetkili, şirketin, hiçbir çalışanın görevine son vermediğini iddia etti. Personel Şefi, 6 ayda bir şirkette periyodik muayeneler yapıldığını belirterek, mayıs ayında yapılan muayene sonucunda haziran ayında sadece şirketten 4 çalışanın kendi istekleriyle, psikolojik nedenlerle çalışamayacaklarını belirterek ayrıldıklarını öne sürdü.



‘DENETİMDEN KAÇMAK İÇİN’
Çalışanlarla görüşen iş hukukçusu avukat Mehmet Ümit Erdem, şirketin sıkı denetimden ve yaptırımlardan kaçmak için çalışanları, meslek hastalığı nedeniyle değil kendi istekleriyle psikolojik nedenlerle işten ayrılmış olarak gösterdiğini söyledi. Erdem buna karşı yasal girişimlerde bulunacaklarını ifade etti.

ÇALIŞANLAR TEPKİLİ: İŞ DURDURABİLİRİZ
İmbat Madencilik’te çalışmaya devam eden T. adlı çalışan, şirkette çalışan tüm maden işçilerinin arkadaşlarının bu şekilde işten ayrılmaya zorlanmasının huzursuzluğunu yaşadığını söyledi.  T. şunları kaydetti: “İmbat Madencilik bu tür uygulamaları her sene yapıyor. Şirket bizleri yıllarca çalıştırıp hasta olunca bir kenara atıyor. Yapılan muayenelerin ardından bir grup arkadaş çıkarıldı, bir kısmı da bekletiliyor. Bizler ilkokul mezunuyuz, haklarımızı bilmediğimizden bunlara ses çıkartamıyorduk,  ancak 13 Mayıs’tan sonra gözümüz açıldı. Arkadaşlarımızın başına gelenin yarın bizim de başımıza geleceğinin bilincindeyiz. Yasaya göre işten çıkarılmamaları, yetkililerin onlara yerüstünde iş göstermeleri gerek.  Meslek hastalığı nedeniyle de aylık almaları lazım. Arkadaşlarımıza yapılanları kabullenmeyeceğiz, yarın öbür gün İmbat Madencilik’te iş durdurabiliriz” şeklinde konuştu.



DURUMUNU SAKLAYAN İŞÇİLER VAR
Bir çalışanın da işten çıkmaya zorlanmamak için astıma yakalandığına dair hastane raporunu gizlediğini söylendiği İmbat Madencilik’te diğer yandan çalışanların bu benzer sıkıntılar nedeniyle üyeleri oldukları Türk Maden-İş sendikasından ayrılarak DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen’e yoğun şekilde geçiş yaptıkları bilgisi edinildi. Dev Maden-Sen’in örgütlenme faaliyetlerinden haberdar olan şirket yetkililerinin ise DİSK örgütlenmesinde ön planda yer alan maden işçilerini çağırarak ifade alıp, korkutmaya çalıştığı öğrenildi.


İmbat Madencilik, 5 bin 200 çalışanıyla Soma’nın en büyük şirketleri arasında yer alıyor.  Şirketin işlettiği ocak, resmi rakamlara göre 301 işçinin öldüğü Soma Madencilik’e ait Eynez ocağının hemen üstündeki bölgede yer alıyor. 

26 Haziran 2014 Perşembe

Soma'da küçük esnaf maden işçisi el ele


Soma’da esnaflar maden işçilerine verilen sözlerin tutulması için eylem yaptı.

Soma’da yiyecek-içecek, giyim, taşımacılık sektöründe faaliyet gösteren esnaflar saat 17. 00 sıralarında dükkanlarını kapatarak  Beş Yol’da bulunan madenci anıtı önünde bir araya geldi.  Esnaf ailelerinin, maden işçilerinin ve öğrencilerin de destek verdiği yaklaşık 2 bin kişilik topluluk buradan  Hükumet Konağı Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında, “Madenler varsa madenci var Madenci varsa esnaf var”, “Esnaf madenci el ele”  yazılı pankartlar ve “Kömür bitti”, “İş güvenliği sağlansın madenler açılsın”, “Madenler de bizim madenci de bizim” yazılı dövizler taşındığı görüldü. Eylemde sık sık “Soma uyuma madencine sahip çık”, “Madenciye verilen sözler tutulsun” sloganları atılırken bir ara da “Her yer Soma her yer direniş” sloganı atılması dikkat çekti. Kitlenin Hükumet Konağı meydanına varmasının ardından ise eyleme katılan madencilerin hep bir ağızdan “Mecliste oturur alır 10 bin lira, Madenci her gün ölümle baş başa” şeklinde slogan attığı duyuldu. Eynez faciasında yaşamını yitiren madenciler anısına yapılan saygı duruşunun ardından Hükumet Konağı Meydanı’nda kitleye hitaben konuşan Soma Esnaf ve Sanatkarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ayhan konuştu. Ayhan, “Maden işçileri olmadan esnafın yaşayamayacağının bilincindeyiz. Her zaman maden işçilerinin yanında olacağız. Bu eylemimiz birlikteliğimizin başlangıcı olacak. Maden işçilerine hükumetin verdiği sözlerin tutulmasını istiyoruz” diye konuştu. Konuşmadın ardından eylem hükumetin maden işçilerine, çalışma saatlerinin 6 saate indirilmesi, Soma’da madencilere 3 ay maaş ödemesi, madenlerde iş ve can güvenliğinin sağlanması sözünün tutulmasına ilişkin sloganlar atılarak sona erdi.

25 Ocak 2014 Cumartesi

Uğur Mumcu demokrasi kahramanı mı?

Gladio ve öldürülen gezeteciler üzerine yüksek lisans tezimden. Kürt basınında Uğur Mumcu'nun ölümünün işlendiği kısa bir bölüm...

Özgür Ülke gazetesinin, 31 Ocak-6 Şubat 1993 tarihli sayısında Uğur Mumcu suikastı haberi baş sayfada üçüncü haber olarak yer bulmuştur. Mumcu’nun derin devlet tarafından öldürüldüğü iddia edilen habere “Mumcu tanrılarına kurban edildi” başlığı uygun görülmüştür. Haberin spotunda, “Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve son olarak Uğur Mumcu gibi Kemalist isimlerin kurban olarak seçilmesi, koşulları olmayan darbe zeminin olgunlaşmasından çok Kürt muhalefetine karşı geniş tabanlı bir mutabakatı pekiştirmeyi amaçlıyor” denilerek Kemalist aydınların devlet tarafından, milliyetçi belli politikalar çerçevesinde kurban seçilerek öldürüldüğü iddia edilmiştir. Haberin birinci sayfada yer alan bölümünde, Uğur Mumcu’nun MİT’e yakınlığı ile tanındığı iddia edilmiş, suikastın kamuoyuna devletin denetimindeki kitle iletişim araçları vasıtasıyla sunulmasının suikast konusunda belirsizliği arttırdığı vurgulanmıştır. Haberde ayrıca suikastı gerçekleştirdiği iddia edilen birçok taraf olduğu, Cumhuriyet gazetesini arayan bir kişinin suikastı, “İslami Kurtuluş Örgütü” adına üstlendiği, ancak söz konusu örgüt hakkında bugüne kadar somut bir bulguya dahi rastlanmamasının bu iddiayı büyük oranda geçersiz kıldığı iddia edilmiştir. Yeni Ülke gazeteci Uğur Mumcu konusundaki olumsuz bakış açısına suikastı işleyen haberlerde sürdürmüş, Uğur Mumcu’nun derin devletle ilişkili bir gazeteci olması üzerinden suikasta ilişkin bilgileri haberleştirerek, objektif bir habercilik yaklaşımı göstermemiştir.
Haberin on birinci sayfada geniş şekilde görülen devamı ise suikastı Kürt milliyetçileri, tırnak içinde “Özgür Gündem gazetesi taraftarları” ya da PKK’nin gerçekleştirdiği iddialarına cevap verme özelliği taşımaktadır. Haberde iddialar mizansen olarak adlandırılmış ve dayanaktan yoksun olduğu öne sürülmüştür.
Haberde, Milliyet, Sabah, Günaydın, Hürriyet gazetelerinde manşetten verilen ve Uğur Mumcu’nun PKK hakkında yazdığı kitaptan dolayı öne süren haberlere, öncelikle şu şekilde bir anekdotla karışlık verilmiştir: “Oysa Yalçın Küçük, Uğur Mumcu’nun kendisine, ‘Apo benim için ne düşünüyor’ diye sorduğunu, kendisinin de Apo’nun Mumcu’yu devletin sözlülerinden ayırmadığını ‘kızgınlık’ duymadığını yalnızca ‘eleştirdiğini’ aktarıyordu.”
Haberde Uğur Mumcu’nun kitabında yer aldığı belirtilen iddialara yanıt verilmiş ve kitabın dayanaktan yoksun iddialar taşıdığı belirtilmiştir. Kitabın parlak bir pazar fırsatı bulduğu iddia edilerek bu açıdan bakıldığında cinayet bir kitap nedeniyle işlenmişse yayınlatmak istetmeyenlerden çok kitabı kamuoyunun gündemine oturtmak isteyenlerce gerçekleştirilebileceğinin daha mantıklı görüldüğü öne sürülmüştür. Haberde PKK’nin cephe örgütlenmesi ERNK’in Avrupa temsilciliğinin de açıklaması verilerek Mumcu suikastını PKK’nin gerçekleştirdiği iddiaları yalanlanmıştır.
Haberde gazetelerin dışında köşe yazarlarının da farklı iddialarına cevap verilmiştir.
Haberde başta Cumhuriyet gazetesi yazarı Cüneyt Arcayürek’in, “Özgür Gündem Gazetesi taraftarları” türünde ifadelerle yayınına ara verilen Özgür Gündem gazetesinin okuyucularını “taraftar” gibi bir nitelemeyle suçlaması eleştirilmiştir. Haberde Cüneyt Arcayürek’in iddialarına gerekçe olarak Özgür Gündem gazetesinin yazarlarının Uğur Mumcu’yla girdiği polemikleri gösterdiği hatırlatılarak, buna karşı Uğur Mumcu’nun Babıali’nin Emin Çölaşan gibi istisna bir yazar dışında bütün kalemleriyle polemikten öte küfürleşmeye varan kavgalarıyla tanındığı iddia edilmiştir. Haberde bu durumda Arcayürek’in iddiasına göre Mumcu’nun katil zanlısının Babıali’de binlere varması gerektiği şeklinde bir mübalağa bulunulmuştur.
Haberde ayrıca suikast soruşturması sırasında olmayan silahların bulunamaması gibi karmaşıklıklar ve bunların basında yer alması üzerine Güngör Mengi’nin gazetecileri polisin sözünü dilmemekle suçlayan yazısı gibi ilginçlikler dışında Mumcu suikastını PKK, şeriatçılar ve yasa dışı sol örgütlerin ortaklaşa gerçekleştirdiğine ilişkin “komik” iddialar yer almıştır.
Haberde suikastı kontrgerillanın gerçekleştirdiği iddia edilerek, bu iddiaya yedi madde şeklinde kanıt gösterilmek istenmiştir. Birinci kanıt Hasan Cemal ve Güneri Civaoğlu’nun Şam Havalanı’nda yaptıkları bir sohbet esnasında belirttiklerine göre Mumcu’nun son 3 aydır suikast korkusundan tamamen evine kapanmış durumda olduğu, uzun yıllardan beri ölüm tehditleri alan Mumcu’nun son tehdidi oldukça önemsemesi tehdidin engellenemeyen önemli bir kaynaktan geldiğini gösterdiği şeklindedir.
Diğer iddialar ise, suikastı gerçekleştirenlerin bombayı tercih etmelerinin nedeni konusunda, Mumcu’nun ‘çelik yelek giymesi, silah taşıdığının iyi bilinmesi’ gibi unsurlar taşımaktadır. Haberde, Mumcu’nun korumasının bir süre önce geri çekildiği, suikastan birkaç gün önce Mumcu’nun evinin bulunduğu sokağın lambalarının anlaşılamayan nedenle sönmesi gibi bilgiler bulunmaktadır. Polis noktasına 10 metre mesafede olan Mumcu’nun arabasına rahatlıkla bomba yerleştirilmesi eleştirilmektedir. Ayrıca suikasttan sonra delillerin ortadan kaldırıldığı iddiasına yer verilerek, cinayette derin devlet parmağı olabileceği iddiası üstü kapalı verilmektedir. Uzun haberde bunların dışında Mumcu’nun MİT ile ilişkide bulunduğu ve MİT’in basına sızdırmak istediği bilgileri köşesinde kullandığı iddia edilmiş, Mumcu’nun Kürtler, İslamcılar, İran ve sola düşmanlık yaparak oldukça geniş bir cephenin tepkisini çektiği belirtilerek kurban seçilmesiyle bu çevrelerin şüphe altında bırakıldığı kaydedilmiştir.
Haberin son bölümünde ise haberin başlığını açıklayan şu bölüm yer almıştır, “T.C’nin kuruluşundan itibaren kendini ordu ve bürokrasi içersinde örgütleyenler ve hakim kılanlar Kemalizm, Kürt sorununun dayatmasıyla birlikte Uğur Mumcu’nun da içerisinde bulunduğu egemen anlayışı temsil eden ve kamuoyunca da ‘şahinler’ olarak tanımlanan kesim olarak ortaya çıkardılar. Mumcu, ‘şahinler’in basın içerisindeki önemli bir temsilcisiydi. Öldürülmesi Turgut Özal, 2’nci Cumhuriyetçiler, Neo Osmanlılar, PKK, radikal sol, İslamcılar ve İran’a karşı bir zemin hazırlayarak, ‘şahinler’in şovuna dönüştürüldü. Bu durum devlet içerisindeki hakim kliği temsil eden Kemalist kliğin başarısı olarak değerlendiriliyor. Sonuç suikastın nedenlerini ve niçinlerini yeterince aydınlatmaktadır….” Subjektif değerlendirmeleriyle haberden çok köşe yazısı üslubu taşıyan bölümdeki spesik iddiaların kaynağı belirtilmemiştir.
Haberin sonunda ayrıca ek olarak Kürt hareketinin yükselişinden bunun dışında RP’nin güçlenmesinden rahatsız olan kesimleri rejimin din faktörünü de kullanarak abayrağı altında toplamak istediği iddia edilerek haberi iyicene köşe yazısına çevrilerek bir stratejik analiz yapılmıştır. Ama bunun dışında yine haberin sonunda önemli bir eleştiri vardır. Bol tirajlı basınının Kemalist aydınlara yapılan saldırıları hatırlatılırken bu dönemde Türkiye’nin doğusunda öldürülen 10 gazeteciden bahsedilmemesi eleştirilerek görülmeyen gösterilmeye çalışılmıştır.
7-13 Şubat 1993 tarihli Yeni Ülke gazetesinde baş sayfadan üçüncü haber olarak, Mumcu cinayetine geniş yer ayrılmıştır. Mumcu’nun PKK tarafından öldürüldüğü iddia edilen haberlere cevap verme özelliği taşıyan haberin başlığı, “Mumcu’nun ‘yazamadıkları’ yazılmıştır” biçimindedir. Haberde, Mumcu’nun devlet imkânları kendisine sunularak PKK üzerine araştırma yaptığı iddia edilmiştir. Haberin baş sayfadaki bölümünde ve 11’inci sayfada yer alan devamında Mumcu’nun öldürülmeden önce üzerinde çalıştığı ve yazamadığı PKK üzerine haber ve yazılarının yıllar önce kendisi tarafından Kürt basından yazıldığı örnekler verilerek aktarılmıştır. Haberde Abdullah Öcalan’ın gözaltına alındıktan sonra 3 ayda serbest bırakılması, Öcalan’ın bir dönem evli olduğu Kesire Yıldırım’ın babası hakkındaki uyarıları gibi unsurlar yer almıştır. Suikastı gerçekleştirdiği iddia edilen PKK’nin savunulduğu gözlemlenen haberde Mumcu suikastından derin devlet sorumlu tutularak şunlar denilmiştir: “Uğur Mumcu öldürüldükten sonra basın biraz da hayal gücünü kullanarak bilgileri bir hayli çarpıtarak dumanlı bir hava yaratmaya çabasına girişti. Ancak Mumcu suikastının devlet denetiminde bir grup tarafından işlendiği daha da açıklık kazanıyor.”
Yeni Ülke gazetesi, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazılarından dolayı tepkili olduğu Uğur Mumcu’yu somut verilere dayanmayan ve doğruluğu şüphe konusu bilgiler üzerinden derin devletle ilişkili bir gazeteci olarak yansıtmış ve suikast sonrası objektif bir habercilik izleme kaygısı taşımamıştır.